Yalnız, çıplak ve ölü…

Kapıyı açıp içeri girdiğinde gördüğü manzara korkunç olmalıydı. Çantayı elinden kenara fırlattı ve kapının kenarında yatan morarmış çıplak cesetimle karşılaştı. Ve sonra korku dolu bir “Anııııll” sesi yankılandı apartmanın o çık çık bitmeyen merdivenlerinde. Dokundu, buz gibiydim ve çok kötü kokuyordu bedenim. Kalbimi, nabzımı yokladı hızlıca, sarstı. Sonra sarstı bir daha, bir daha, bir defa daha. “Ölmüş, Anıl ölmüş” döküldü dudaklarından sessizce. Telefona gitti eli, sonra vazgeçti. Odasına gitti ve bir örtüyle geldi. Örterken o mavi örtüyü çıplak vüduma, haykırdı: “Allahım, Allahım, n’olmuş burada?”

Yazının tamamını okuyun »

Babasının oğluydu nitekim…

Erkek çocukları, reddetselerse bazı bazı, babalarından öğrenirler yaşamayı. Onun okuduklarından, onun söylediklerinden, onun dinlediklerinden, onun yaptıklarından…

Babam kitap okurdu benim; raf raf, dizi dizi kitapları vardı evde. Ve evimizin keşfedilmesi en zevkli yeriydi kitaplığımız bizim. Babamın okuduklarını okuyarak büyüdüm ben; O’nun altını çizdiklerini, onun not tuttuklarını, ben de aklıma çizerek ve gönlümde tutarak. Bazen sanki biz yokmuşuz gibi şiiri dışından okurdu, mırıldanırdı. İşte ben şiir okumayı, bu mırıldanmalarda sevdim.

Yazının tamamını okuyun »

Doğduğun için çok şanslıyım!!!

Sadece kardeşime bir şeyler yazmak için oturmadım bugün masanın başına. Zira bugün 7 Ocak’tır ve bugün kardeşim gibi sevdiğim o insanın doğum günüdür.

Kısa pantolon ve kara önlük giyerken; bir gün büyüyeceğimi hiç düşünmezdim. Sadece “büyüyünce ne olacaksın?” sorularına iyi cevap vermek demekti gelecek benim için. İlkokulum vardı, öğretmenim vardı, çevremde arkadaşlarım vardı. Sanki hiç ortaokula gitmeyecektim, sanki arkadaşlarım hep “onlar” olacaktı.

Sonra ortaokula başladım. Ortaokulda kafa biraz gelişiyor. Aha diyorsun, hayat biraz daha farklı. Yeni insanlar giriyor hayatına. İlkokul arkadaşlarından, aynı ortaokula devam ettiklerin de oluyor da; yenileri geliyor işte karşına. Ama silik arkadaşlıklar dönemi gibi geliyor ortaokul bana. Herkes ergenliğinin çırpınışlarında…

Sonra lise. Ha lisede işler başkaydı işte. Dostlar edindim diyorsun. Üniversitede konuşulacak anılar biriktiriyorsun.

Sonra sonra üniversite; not ararken başlayan arkadaşlıklar, aklı başında sohbetlerde büyüyen dostluklar…

Yazının tamamını okuyun »

Islanmak değildir mevzu, mevzu derya olmakta.

Bu hafta sonu, seni ne kadar çok sevdiğimi bir defa daha anladım. Sen geliyorsun diye duyduğum heyecan, sen buradasın diye duyduğum heyecan… Elim ayağım titredi biliyor musun?

Uyuyuşunu izledim bir süre, öyle sessizce baktım. Sonra anlatışını, camdan bakışını… Sen bana ne kadar çok benziyordun öyle ve ben ne kadar senleymişim meğer? Dilin benim dilimdi, cümlelerini ben kuruyordum sanki:
Denize, deryaya dalmak güzeldir de; illa ki ıslanırsın, ne yapsan fayda etmez” diyordun. Cevabı beraber veriyorduk: “İşte öyle yetmez öyle; ıslanmak değildir mevzu, mevzu derya olmakta.” Böyle böyle konuşuyordun, konuşuyorduk işte…  

Yazının tamamını okuyun »

Yeniden başlamak üzere…

İnsan bir durmalı değil mi? Öylece, sessizce durmalı. Bir heykel gibi, bir kaya gibi durmalı. Sonra ciğerlerine çekmeli havayı. Ve demeli: “Hayat! Sürüklenirken dalgalarında senin, göreceksin su da  ben olacağım, deniz de.”

Yorgun düştüğünde bir işte, bir çay koyup sigara yakmak gibidir yılbaşları.  Belki hiç faydası yoktur ne sana, ne de yaptığın işe; ama unutturur yorgunluğu. Ve çayın ilk yudumunda ve ilk nefesinde sigaranın sorgularsın ya, “ne yapıyorum ben?” diye; öyle bir şey olur aslında bu sene bitimlerinde. (Yılbaşı demek daha umutlu değil mi?)

Ne yapıyorum ben? Zaman geçiriyorum dersiniz bazen ya televizyon karşısında. Evet zaman geçiriyorum ben. Hayat nedir derseniz, mücadeledir derim ben en çok. Hep öyle olmuştur benim için. 2008’de ise mücadele edecek çok önemli bir şey olmadı diyebilirim. Şirketi oturtmaya çalışmak denilebilir belki. Ama şirket de, para da, pul da araçken yaşamaya; araç için yaptığım şeye tam olarak mücadele demem ki ben. Öyle işte, yuvarlanıp geçti derler ya hani, öyle geçmiş 2008…

Böyle diyorum ama; çok şey de öğrendim bu sene ben. “Yeniden koyulabilmek bir işe, yenildiğini anladığında”. Evet bunu öğrendim ben bu sene. Sonra ceketini alıp çıkıp gidebilmeyi arkana bakmaksızın. Korkmamak mı dersiniz buna siz? İnsanın en büyük erdeminin özgür olması olduğunu öğrendim sonra. Ve sorumlu olduğum şeyin özgürlüğüm olduğunu öğrendim. Çok şey bence bunlar.

Bak buraya yazıyorum; 2009’da ben yine, yeniden mücadele edecek şeyler bulacağım. Hepsi aklımda. Sonra sonra arkadaşlar burç rehberine falan da baktılar, 2009’da şans da benden yana. Öylece sessizce durup bir yudum alıyorum şimdi çaydan. Yeniden başlamak üzere…

Sarı saçlım, mavi gözlüm

Sarışın bir kurda benziyordu
Ve mavi gözleri çakmak çakmaktı.
Yürüdü uçurumun başına kadar,
eğildi, durdu.
Bıraksalar
ince, uzun bacakları üstünde yaylanarak
ve karanlıkla akan bir yıldız gibi kayarak
Kocatepe’den Afyon ovasına atlayacaktı.*

Seni seviyor, anlıyor ve özlüyoruz.

* N.Hikmet / Kuvayi Milliye Destanı’ndan

Yalnız değilken yalnız olmak

İtiraf etmeliyim, yalnızım.

Yani, evet, yanımda olan arkadaşlarım var. Beni seviyorlar diye düşünüyorum. Ailem var; benim için üzülen, benim için sevinen, beni düşünen bir annem var, babam var, çok sevdiğim bir kardeşim var. Sonra dualarını eksik etmeyen, beni önemseyen, halimi hatırımı soran akrabalarım var. Bak evimdeyim, dert ortağı, can yoldaşı ev arkadaşlarım var.

Yalnızlık bunun neresindedir diye soruyor bu satırlar, yazdıkça kalabalığım birkiyor yanımda, sağımda, solumda, önümde ve arkamda. Ya bu satırlar yalan, ya da sen bir meczupsun, bir deli. Oysa anlatamadığım yanım biliyor, ben bile bilmiyorum bak. O anlatamadığım yanım, bana bile konuşmayan yanım işte, diyor ki; ne bu satırlar yalan, ne sen meczupsun.

Yazının tamamını okuyun »

Bu blog da nesi?

Evet, ben de aynı soruyu soruyorum. Bu blog ne olacak? Ne yazacağım, nasıl tutacağım? Eleştireni olur, laf atanı olur, nasıl katlanacağım? :)

Kendimi yazacağım diye düşünüyorum en çok. Derdi olan birisiyim. Kendisiyle, sağıyla, soluyla. İlgilendikçe dertleniyorum, kelimelerim var biriktirdiğim. Yazacağım, saklamayacağım onları bu sefer. Sustukça hiç bir şeye yaramıyorlar ve “Ulak” bana da ulaştı:  “Bilip susan da suçludur yapan kadar.”

Sonra hoş buldukça bir şeyi yazacağım. Hoşluklar paylaşılmaya değerdir. Kendine hoş, eee? Hoşluk yazmak lazım.

Bir de işimle ilgili yazarım herhalde. Bir şeyler öğreniyorum yavaş yavaş. En azından öğrendiklerimi pekiştirmiş olurum yazarak.

Merhaba günlük, güzel anılar bırakmama yardım et bana. Hiç çökme ve hızlı çalış. Ve hadi başla…

   Sonraki→