ANIIIL!!!

Evet, orada zaman çok yavaş akıyor sanki. Aslında bir arkadaşıma ısrarla söylediğim gibi, günler hep 24 saattir, 1440 dakika falan. Bu kadar basittir bu; öyle hızlı akması, yavaş geçmesi hep yanılsamalarımızdır bizim. Ama tek yanılsamamız bu olmadığı gibi; diğer yanılsamalarımız gibi, buna da alışmışız işte.

Ama orada, hakikaten zaman çok yavaş akıyor sanki. Bir şeyin gelmesini çok arzuladığınızda, bir şeyi çok beklediğinizde; bu böyle olurmuş; ki öyle oldu. Saat takmayı ve saate bakmayı pek sevmeyen biri olan bana bile; artık bitmesine rağmen, sıklıkla saate bakma “tikini” bıraktı bu “yavaş akıyor sanki zaman” hissi. Kaç defa saate baktım bu beş ayda, bilemezsiniz. Kaç kere rasgele saati, dakikayı ve saniyeyi aynı sayı olarak yakalayıp, kendimi şanslı sayıp sevindiğimi de bilemezsiniz. Bilerek o anı yakalamak için bekleyişlerimin sayısını sormuyorum bile size.

Oysa şimdi bir yanılsamayı daha yaşıyorum. Yaşadıklarımın ne kadar da çabuk geçtiğini düşünüyorum. Zaman denilen şey, harcanıp tüketilmeye ne kadar da hazır bir şey böyle? Ve tükettikçe nasıl da anlamsızlaşıyor bu meret? Otobüs garına indiğimde, beni bekleyen annem ve babam sanki oradan hiç ayrılmayıp, tekrar beni geri almışlar gibi hissettim, inanmazsınız. Böyle bir rüya hali.

İnsan alışmalarını yaşıyor ve alıştıkça da, daha bir yaşıyor sanki. Ne yalan söyleyeyim, ben oraya da alıştım. İnsan, ne kadar da az ihtiyacı olduğunu görüyor orada. Bütün maddiyatlarımız, lükslerimiz anlamsızlaşıveriyor. Dedim ya, insan alışmalarını yaşıyor. Olmayana alışıyor insan orada; kıyafetinin güzel olmadığını ama üşütmediğini bilerek, aslında ne kadar da şanslı olduğunu düşünmeye alışıyor insan. Sonra; sıcak yemek, sıcak yatak ve dost sohbetinin insanı yaşatmaya yeteceğini görüyor ve buna alışıyor. Özlemeye alışıyor, telefon çaldığında koşmaya alışıyor. Yardım etmeye ve paylaşmaya alışıyor. Beraber bir çileye katlanmanın, dostluğa nasıl da değer kattığını görüyor insan ve çilelere ortak olmaya alışıyor.

Ama bir şeye asla alışamadım ben. Kapalı kapılar ardında kalmaya, sürgüyü açıp çıkabileceğim o sarı siyah kapının, beni insanların  rahat rahat gezdiği o yoldan ayırmasına ve istediğinde çekip gidememelere alışamadım ısrarla. İnsan, özgürlüğü için neler vermezmiş? Hafta sonu “salıverilmelerimizi” bile nasıl sevinçle yaşadım, hangi şımarıklıklara büründüm, anlatamam. “Tutsaklık müşkülmüş” işte, bunu gördüm. Tutsak kalsam dedim hep, dayanamazdım herhalde. Gerçekten suçsuz yatan insanları düşündüm cezaevlerinde. Düşünce suçlularını düşündüm, “başkaları” için kapalı kalanları. Kendimi yerlerine koydum hep. Böyle insanların varlığı içimi ısıttı ve sanırım onları ben orada daha iyi anladım.

O kapalılıkta işte ben, bir kızı sevdim. Etrafımda dolandı durdu. O da orada benim gibi kapalıydı. Ama o, bunun farkında bile değildi belki. Beraber şarkı söyledik, beraber el ele gezdik. Ben ona hikayeler anlatırdım, o bana kocaman gözlerle bakardı. Gıdıklardım kulağından, elmaya benzeyen o yanaklarını öperdim. Pencereden bakardı ve ben gizliden bir göz kırpardım; bir de bakmışım saçına takmış tokayı, kapıya çıkardı. “Uçurtmayı Vurmasınlar”ı yaşattı bana Melike orada. “İnci”nin nasıl “Barış”ı varsa; benim de hayatla “barış”ım Melike oldu.

O beni unutacak elbet, belki de unutmuştur bile çoktan. Başka bir asker abisi kovalıyordur bisikletini şimdi, kim bilir? Ama ben onu unutmayacağım artık. Kim bilir, O da bir gün belki bunları okur ve bilmeden mutlu ettiği bir insanın varlığına şaşırır ve sevinir.

Büyü emi, Melike, büyü. Büyü de; sen de bu yazıyı oku bir gün ve gülümse. O gün işte ben, bu askerliği “iyi bir şey için” yapmış olurum küçük kız…

1 Yorum

Seda BeyaztaşJanuary 27th, 2010 11:38 am

Çobanyıldızı eşliğinde okurken yazını, dünyanın tüm bu hissettiklerine ne kadar ihtiyacı olduğunu düşündüm. Tüm kapalı kapılar ardında, tutsaklıkken, yarım kalmışlık, kalmaya zorlanmışlıkken aslında hissettiklerin, Melike’nin gözlerinde yakalamak umudu. Melike olmasa, Ayşe; bir ağaç olmasa, yasemin, papatya, karınca, kedi olurdu eminim. Her şey olabilirdi. Senin Melikeyi bulman ne kadar anlamlıysa senin için, Melike için de bir o kadar şans, Senin gözlerinden O’nun anlatılması. İşte bu yüzden bu kahrolası dünyanın senin hissettiklerine ihtiyacı var. Daha güzel ve umutlu yaşamları barındırmak için…

Yorum Yapın

Mesajınız