Ben Neyim?

Ne diye tanımlarsın kendini? Hiç bakar mısın kendine, hayatını durdurup? Ama en saf halinle hani? Yalan söylemece yok; kendini kandırmaca, kayırmaca yok. Dört bir yerden ayna tutmak gibi bir şey işte.

Düzgünüm demek, ne kadar zor değil mi? Ya da doğruyum, hatalarım azdır demek? Doğru yerde durdum, doğru işler yaptım demek kolay olmasa gerek. Safça soruyorum bunu. Ben bir sürü hatamı biliyorum. Yoksa sadece ben mi? Sen yapmadın mı hiç hata, ya da çok az mı yaptın? Herkes öyle mi?

Ayna ya bu işte, gösterecek elbet. Kirli, çirkin yanını da gösterecek de, güzel yanını da gösterecek. Hani sabah kalktığında bakarsın aynaya da, beğenmezsin yüzünü ya. Ama illaki beğendiğin bir yerin de olur. Ben kaşlarımı beğenirim mesela. İllaki beğeneceksin kendini biraz. Safi kötü olmaca yok ki. “Bunu da ben iyi yaparım” diyeceklerin olacak, vardır.

Ne diye tanımlarsın ki kendini peki? Çalışkan mı, dürüst mü, adil mi? Tembel mi, sahtekar mı, zalim mi? Sağcı mısındır, solcu mu? Liberal, sosyalist, faşist, anarşist? Hepsinden biraz mı yoksa? Sözcükler yetmez değil mi kendini anlatmaya? Onun içindir ki okuması en zor kitaptır insan. Ama illaki anlatmak gerek desem, hangi sözcükleri yazarsın kağıda kendin için? Ben çalışkanım, dürüstüm falan yazabilir misin hemencecik? Ya da ben sosyalisttim de galiba biraz liberalmişim demeye dilin varır mı? Ama varacak, kuralımız bu.

Kendini anlamak zor mesele, kalıplara girmek en zoru. İyiyi sahiplenmek istiyorsun da, vicdanın öyle olmadığını biliyor zaman zaman. Sonra kötüyü de konduramıyorsun kendine. Oysa rakı içmek gibi bir şey hayat. Biraz rakı, biraz su. Öyle oluyor, öyle gidiyor. İçmeyeni, sek içeni bilmem, saygısızlık etmek istemem. Ama biraz iyi, biraz kötü. Öyle bir şey yaşadığımız.

İyi olmak istiyorsun oysa değil mi? İyi nedir diye sorup felsefeye dalmalar falan da değil. İyi işte. Kendin için istemeyeceksin. Yaşayacak kadar, yetecek kadar. Ya da olacaksa da herkes için harcamaca, “hastane yaptırmak istiyorum.” demek gibi. Güzel olmak işte sütünü içmiş uyuyan bir bebek gibi. Ya da tertemiz sevmeler gibi. Tariflere gülümsemek gibi…

İyi yazmak kendin için kağıda. İçin rahat yazmak, öyle basitçe, hemence. İhtişamsız ve önemsizce. Her gün yaptığın bir iş gibi, sıradanca. Yazmak istediğin gibi yazmak sonra. İstediğin gibi yazmak kendini. Pişmanlıksız ve neyse o. Sosyalist mi, faşist mi, neyse o.

Kağıt çok tozlu oysa, yazmalar güç. Ama yine de yazmayı düşünmek lazım, kalem doğrultmak lazım “iyi” yazmaya. Ara sıra hatırlamak gerek güzel güzel yazamadığını, kirlettiğini. Ben neyimi unutmamalı insan.

Ara sıra anımsamalı işte…

2 Yorum

seherJuly 11th, 2009 11:42 am

gerçekten çok beğendim.insanın bazen ne olduğunu düşünmesi için iyi bir fırsat veren yazı.

ErsinJuly 11th, 2009 11:45 am

düşünce suçlusu muamelesi yaparım çocuk sana…
ne biçim yazı bu yahu…

Yorum Yapın

Mesajınız