Anıları Temizleme İhalesi

Kaçak yaşamların hiç bilinmeyen hikayesidir mayın. Kayıt dışı bir türküdür söylenmeyen dillerde. Tütün kokar, çay kokar da illaki de kan kokar. Çaresizliktir adı; elde yok, avuçta yoktur. Son şanstır o, son şanssızlık. Yol kenarlarındaki otlar gibi büyüyecek çocuklar bırakmaktır arkada. Ağlanamayan cenazelerdir yazık ki yazık; yakılamayan ağıttır, takılı boğazlarda.

Gerekli, gereksiz diye tartışmanın ötesinde bir acının hikayesidir mayın. Söylemediğimiz, bilmediğimiz ve beraber ağlamadığımız acılarımızdan biridir işte. Bir ağlasak beraber şöyle hıçkıra hıçkıra belki, silinecekmiş gibi durur, tüm dinmeyen acılar gibi.

Ağlamamıza izin vermiyorlar işte. Ağlamadan korkulur mu oysa? Ağlamamızdan bilin ki korkuyorlar. Oysa söylenecek ne kadar çok söz vardı mayın üstüne. Dinlenecek ne kadar çok acı vardı orada. Yarım asırdır beklemiş, yarım asırdır birikmiş, yarım asırdır susmuş. Hani bir başlansa anlatılmaya, en taş kalplisini ağlatacak hikayeler belki.

Diyorum ya, ağlamamıza izin vermiyorlar. Toprağı nasıl temizleyeceğimizi konuşuyoruz günlerdir işte. Zaten yıllardır bize ait olmaktan çıkmış toprakları, yabancıya verelim bir yarım asır daha diyor Başbakan. Israr ediyor, tehdit ediyor. “Bu yasa ge-çe-cek” diye haykırıyor kürsüden. Eller kalksın istiyor sorgusuz sualsiz. Ki korkulu rüyası olmuyor bu defa. Yeni bir 1 Mart olmuyor Meclis’te. Kiralama yasasını bir emlakçı edasıyla geçiriveriyor “AKP” milletvekilleri.

Tek aklı başında öneriyi sunuyor bu sıralarda CHP. Temizlenen toprağı, topraksız köylüye dağıtalım diyor. Yetmişlerde coşturan “Toprak işleyenin, su kullananın” sloganından sonra, CHP; “toprak” adına en önemli söylemini ortaya koyuyor, belki yankı uyandırmasa da.

Oysa ağlamamıza izin vermiyorlar işte. O yabancıya kiralanacak topraklarda, bacağı on metre ötede bedeninden, öldü Galip. Bağıra bağıra öldü Galip. Hiç kimseler duymadı oysa öldüğünü, hiç kimseler yardımına gitmedi. Jandarmalar getirdi cesedini köyüne. Kaçakçının ölüsü tanınmazdı heyhat, tanımadı babası, tanımadı kardeşi, ağlamadı anası, ağlamadı karısı. Yası tutulmadan götürdüler Galip’i, ağıtı yakılmadan. Bir kara, bir kanlı anı olarak kaldı Galip, uzaktan ne olduğunu bilmeden bakan ufacık oğluna…

Şimdi diyorum ki, temizlemek yetmez o mayınları topraktan. Toprağını paylaşmak değildir sadece sorunu mayının. Galip’in oğluna bıraktığı o kirli ve kanlı anıları temizlemektir asıl iş. Milyon dolarlık, milyar dolarlık mayın temizleme ihalelerini konuşurken sürekli, bu ülkede aslında bir anıları temizleme ihalesi açmamız gerektiğini konuşmak gerek sanırım. Yeşil yeşil dolarlar gerekmeyecektir bu ihaleyi almaya hem de. Biraz gözyaşı ve bolca umut, kazandırır bize bu “anıları temizleme ihalesini”.

Öbürünü pazarlarlar nasılsa, alır birileri mayın temizleme ihalesini. Ben ise bu ihaleye varım işte, “anıları temizleme ihalesine”. Ben ise bu ihaleye varım işte, “Galip’in oğluna, bu sefer babasının adıyla bir his bırakma ihalesine”.

2 Yorum

sedaJune 5th, 2009 9:30 pm

canımm ellerine sağlık çok güzel bir yazı olmuş… günlerdir söylenenlerin yanında tam da asıl söylenmesi gerekenleri söylemişsin işte. birileri bu düşünceleri, anıları ve vicdanlarını öylesine tarihin deriniklerine gömmüşler ki, biz bunları söyleye söyleye hatırlatacağız belki de tüm yaşanmışlıklarımızı, ortaklıklarımızı, anılarımızı. iyi ki yazmışsın, iyi ki hala bunları yazabilen ve düşünebilenler var. hoşçakal.

m.sinanJune 30th, 2009 1:10 pm

Yürüyordum yolun bir başından diğer başına doğru… Aklımın içinde belirsiz bir nesne beni meşgul ediyordu… Diyordum ki dalga dalga gelen bu karanlık, acaba aydınlığımı taşıyor, yoksa daha da karartılı günlerimi getiriyor… Bilinçsiz bir mesken mi tutuyordu artık karanlık… Çünkü baktıklarıma bakmaya korkuyor ve yürüdüğüm yolu artık hissetmiyordum… İçim içimi yiyor ağlamak için fırsat kolluyordum… Ağlanmalıydı halimize,ağıt yakmalıydık… Çünkü sadece toprak değildi mayınla döşenmiş olan… Gözlerimiz, geleceğimiz ve düşüncelerimiz tümden mayınla çevriliydi… Adım atsak patlayacaktı sanki… Ve zaten patlamalar yüreğimizin en derinliklerinde yankılanıyor, her saniye her AN parça parça ediyordu… Umudumuzdan bir parça kopuyordu… Bir yerde okumuştum… Güneşin insanları kadar ışığa muhtaç kimse yok diye… Galiba öyle… Bacağımız kolumuz kangren olmuş ve biz hala mayınlı araziyi konuşuyoruz… Halbuki yaşam hakkını elinden aldığımız o insanlar her şeyden daha çok hak etmiyor mu temizlenmiş bir mayınsız toprağı…Görmek gerekir değil mi önce kalbimize açılmış yarayı… Hastalığımızı bilmez ve kabul etmezsek nasıl iyileşebiliriz ki… Çünkü hala hasta değiliz diyoruz… YAZIN İÇİN TEŞEKKÜRLER ANIL…

Yorum Yapın

Mesajınız