Uyuşturun…
Uyuşturun beni. Uyuşturun beynimi. Yoruluyorum, çok yoruluyorum.
Öyle bir uykuya dalsam oysa. Yüzyılları, binyılları biriktirerek kalksam. Bir uyku ki zamanı, insanlığa eş değer. Tüm acılarını, tüm mutluluklarını, nesi varsa onu biriktirerek kalksam zamanın. Bilmeye ve sevmeye dair ne varsa diyorum. Safi bilgi ve safi sevgi.
Sonra “o sözü” söylesem, bilgece söylesem. Bilmenin ve sevmenin o büyük sözünü. Ne olduğunu öğrenmeye yorulduğum hani. Bilmemenin acısını büyüttüğüm hani.
Evet, uyuştursanız geçer belki. Yanıyor kafamın içi, bir alev topu büyüyor. Şakaklarım zonkluyor, gözlerim kan çanağı, kanıyor.
Bir ses de olabilir hani, fısıldayan bir ses kulağıma. Ses ki kendisi aslında bir büyüdür. Ve kapılan tüm o fareler haksız değildir, o tılsımlı kavalın sesine. Bir ses olmalı evet, anlatan gerçeği. Demeliyim ki; “O ses bir büyüdür, kapıldım da biliyorum ki, o ses şimdi benim yüreğimi büyütür.”
Gece büyüyor da büyüyor. Uyuşturun diyorum beni, uyuşturun beynimi. Artık bu beden çok yoruluyor…