Babasının oğluydu nitekim…
Erkek çocukları, reddetselerse bazı bazı, babalarından öğrenirler yaşamayı. Onun okuduklarından, onun söylediklerinden, onun dinlediklerinden, onun yaptıklarından…
Babam kitap okurdu benim; raf raf, dizi dizi kitapları vardı evde. Ve evimizin keşfedilmesi en zevkli yeriydi kitaplığımız bizim. Babamın okuduklarını okuyarak büyüdüm ben; O’nun altını çizdiklerini, onun not tuttuklarını, ben de aklıma çizerek ve gönlümde tutarak. Bazen sanki biz yokmuşuz gibi şiiri dışından okurdu, mırıldanırdı. İşte ben şiir okumayı, bu mırıldanmalarda sevdim.
Oysa Bush öyle miydi? O küçükken, babasından ne gördü bilmiyorum ama; benim babam şiir mırıldanırken, ben Türkçe kitabındaki metinden ne anladığımı yanıtlarken çizgili defterime - ki derdi Türkçe kitabının yazamayacağı sözleri de duyurmaktı oğluna; babası Bush’un, bomba yağdırmakla meşguldu petrolün duyguları körelttiği o Arap kıyılarına. Dokuz yaşındaki bir çocuğa, yeşil siyah görüntüleriyle bombaların, savaşı izleten bir babanın oğluydu Bush. Ben, Voltran’ın gökyüzündeki maceraları sanarken savaşı; bana savaşın bir çizgi film olmadığını da ilk defa Bush’un babası söyledi, biliyor musunuz?
Valla dayıya çekmiyor işte; oğlan çocuğu bizzat babaya çekiyor kardeşim. Babasından gördüğünü yaptı O da. Hatta babasını bile aştı ki, ne aşmaca:
“Bir milyon küsur insan öldü Irak’ta.” Altı sözcük, başka hangi cümlede bu kadar acı verebilir ki? Bir milyondan sonrasını küsurat saydığımız bir dönem diyorum sizlere. Kaç can, küsuratı sayıyla ifadeye olanak verir insana, soruyorum.
Ekranlardan kan damladı dostlarım, ölüleri “canlı” verdi haber kanalları. Afganistan’da, Irak’ta, Guantanamo’da ve tabii Filistin’de insanlığı kırbaçlarken bu zalim efendi, bir sirk şaklabanlığıyla sundu savaşlarını, aynı babası gibi. Bir anlığına, Tayyip Erdoğan’ı aşağılayarak astıklarını düşünün düşman askerlerinin. Biz aynen bunun gibi bir şey yaşamadık mı Saddam’ın magazinel idam şovunda? Bu nasıl bir kirli savaştır ve biz çocuklarımıza nasıl anlatacağız bu savaşı?
Adam gibi de gidemezdi hani, krizi ile gitti beyfendi. Kim bilir kaç çocuk aç öldü O başkanken, kim bilir iyileşme şansı verilmeyen çocuk sayısı kaç? Umrunda mı? Çünkü O’nun; ancak bir süt şişesini dolduracak kadar küçük umutları değil, krizde kurtarılmayı bekleyen büyük bankaları vardı.
Böyleydi işte. Şimdi siz söyleyin hadi, babaya çekiyor muymuş erkek çocuğu? İşte ben babamın oğluyum, yaşamı mırıldayan bir şiir gibi. O da babasının oğluydu nitekim; babasını öldürdüğü çocuklar gibi…
Bir babanın kızının da seninle aynı fikirde olduğunu bilmeni isterim, çok anlamlı bir yazı olmuş…
Babasının oğlu,
Resimdeki de,
Resmi çizen de…
Eline sağlık kardeşim.